17 Aralık 2007 Pazartesi


Aşk Eski Bir Yalan, Adem'le Havva'dan Kalan...


-Seni bütün kalbimle seviyorum.

-Yalancı!


Adem'in ilk elmayı Havva'nın elinden yemesiyle oldu ne olduysa. Aşk başladı, tutku da, acı da... İnsanoğlunun kafası ilk o lezzetli elmayı yeyip de cennetten kovulmasıyla karıştı. Ve sonra aşıkların kafası hep karışık oldu.

Aşk insanoğlu için her zaman karmaşık ve gizem dolu bir olguydu. İlk söz de aşk için söylendi, ilk şarkı da.. Aşıklar acılarına aşk şarkılarında teselli aradı. Aşkın gizemini çözmek için sanatçılar onu yorumladı, şairler tanımladı, filozoflar üzerinde kafa yordu ve anlamaya çalıştılar...

Havva o yasak elmayı Bilgi Ağacı'ndan kopardığından mıdır bilinmez, aşkın gizemini çözümleme işi yine bilim adamlarına kaldı.

Aşk, bağlanma, eş olma, seks üzerine çok sayıda bilimsel araştırma yapıldı. Yapılan araştırmalarda o evrensel sorular soruldu. Aşk nedir? Nasıl aşık oluruz? Aşkın gözü kör müdür? Sonsuz aşk var mı? Neden sevdiğimize bağlanırız?

Bu sorulara bulunan yanıtların bir kısmı bildiklerimizi yanlışlasa da bir kısmı bugüne kadar şarkılarda söylenegelen önermelerin bilimsel doğrulayıcısı oldu.


Total Eclipse of the Heart


Sevenlerin kalp çarpıntılarına bir gönderme midir bilinmez, aşkın evrensel işareti her zaman kalp olmuştur. Mutsuz aşk, kırık kalple, yeni başlayan aşk ağaçlara kazınan ve Eros'un okuyla yaralanmış kalple ifade bulmuş; sevgililere verilen kalp şeklinde hediyelerin yeri her zaman bir başka olmuştur.

Şairler aşkın kalpteki varlığından dem vursalar da, bilim adamları aşkın kalpte değil beyinde başladığından eminler. Araştırmalarda beyin işlevlerini görüntüleyen yöntemlerle delice aşık olduğu bilinen bireylerin sevdiklerinin fotoğraflarına bakarken beyinlerinde neler olduğunu inceleyen bilim adamları, aşkın beynin ödül sisteminde etkinlik gösterdiğini görmüşler. Beynin açlık, susuzluk ya da bağımlılıktaki madde aşerme gibi dürtülerini kontrol eden kaudat nukleusta bulunan ödül sistemi, aşkı da kontrol eder ve tutkulu aşklarda bu bölgenin işlevi artar.

Bu bulgu, hayatta kalma ve neslin ve dolayısıyla türün devamlılığı için çok önemli dürtülerle birlikte aşkın da bir dürtü olduğunu, sadece bir duygu olmadığını kanıtlamıştır. Yani aşk ünlü Bonnie Tyler şarkısındakinin aksine bir kalp tutulması değil, bir tür beyin tutulmasıdır.


Love Potion number 9


Eski bir R&B grubu olan The Clovers'ın şarkılarında iddia ettikleri gibi bir aşk iksiri var mı acaba?

Yapılan araştırmalar aşık olan bireylerin beyinlerinde normale oranla çok daha yüksek düzeyde oksitosin, vazopressin ve dopamin bulunduğunu, öte yandan özellikle aşkın ilk 6 ayında serotonin seviyesinin normalin yüzde kırkına kadar gerilediğini göstermişler. Sosyal bağlanmanın bozuk olduğu otistik çocuklarda oksitosin düzeyleri normal bireylere göre düşük bulunmuş, öte yandan vazopressin enjekte edilen deney hayvanlarında bağlanmanın ve tek eşlilik eğiliminin arttığı gözlenmiş.

Görünüşe göre aşk iksiri diye bir şey varsa, bunun bir nöroendokrin kokteyli olacağı kesin. İksirin nasıl yapılacağı halen gizemini korumakta belki ama içeriğindeki olası maddeler birer sır değil.

Bolca oksitosin, biraz vazopressin, yeteri miktarda dopamin, hayli feniletilamin, bir tutam endorfin ve ilave seks hormonu baharatları... İşte karşınızda modern bilimin aşk iksiri...

Oksitosin eşler arasında bağlanmayı sağlayan moleküldür. Normalde emzirme ve orgazm sırasında artar ve sosyal bağlanmaya hizmet eder. Vazopressin aşığın gözünün sevdiğinden başkasını görmemesinin, yani tek eşliliğin molekülüdür. Dopamin ödül sisteminin temel molekülüdür. Özlemek, sevgiliyi görmeden duramamak ve tutku onun işlevidir. Endorfinler doğal ağrı kesicilerdir, dokunmayla, gülümsemeyle düzeyleri artar. Artışı kişiyi sakinleştirir, huzur verir. Feniletilamin aşığın heyecanından ve her an canlı, enerjik olmasından sorumludur.

Bu iksiri içenin halinin ne olacağı bilinemese de aşkın beyin kimyası değişikliği ile gelişen bir dürtü olduğunu bilmek aşka olan inancımızı taze tutmaya yarayabilir.


A Momentary Lapse of Reason


Aşık olunca aklın baştan gittiği, sevdiğini birkaç dakika görebilmek ya da mutlu edebilmek için insanın kendisinin bile şaşırdığı davranışlar göstermesi, aşkı bilenlere yabancı gelmeyecektir. Araştırmalar aşık olunduğunda beynin kaudat nukleus ve anterior singulat korteks gibi bazı bölgelerinde görülen etkinlik artışına, diğer bazı bölgelerdeki etkinlik azalmasının eşlik ettiğini göstermiş. Bulgulara göre, aşık olunduğunda beynin mantıklı düşünme, yargılama, karar verme, planlama gibi yüksek işlevlerini kontrol eden bölgesi olan prefrontal kortekste etkinlik azalır.

Aşkın Pink Floyd şarkısında tanımlandığı gibi anlık bir mantık tutulması oluşu buradan kaynaklanmaktadır.


Aşkın Gözü Kör mü Acaba?


Evet kör. Özellikle aşkın ilk altı aylık döneminde, tutkunun ve büyülenmenin en yoğun olduğu dönemde beynin prefrontal korteksindeki etkinlik azalması ve buna eşlik eden posterior singulat korteks işlevlerinde yavaşlama, aşığın sevilenin olumsuz taraflarını ve aslında kendisine hiç de uygun olmayan özelliklerini görmesini ve yargılamasını engeller. Mantıklı düşünme yetisi bozulduğu için yalnızca olumlu taraflar görürülür, olumsuzlar asla görünmez. Öte yandan bu yeti sadece seçici olarak bozulmuştur ve aşkı tehdit eden durumlar konusunda yargılama, planlama, karar verme yetisi sürmektedir. İlk aylar geçip prefrontal korteks eski etkinliğine kavuştuğunda, sarhoş olunan bir gecenin sabahında bir yabancıyla uyanmışcasına, bir sabah yatağınızdan kaçar gibi uyanma olasılığınız hiç de düşük değildir. Yine de ilk aylardaki o mantık körlüğün Özdemir Asaf'ça ifadesi ne kadar güzeldir:


Sevilenin yanlışları görülmez

Sevilmeyenin görüntüsü yanlıştır.


Bilimin ışığında aşkın gizeminin aydınlanması aşkın insan üzerindeki gücünü nasıl etkileyecek bilinemez, ama bilimde elde edilen bulgular sayesinde gelecek çağlarda şiirler de dahil pek çok şeyin değişeceği kesin.

Ne dersiniz? Gün gelecek torunlarımız aşklarını ağaç gövdelerine kazıdıkları beyin resmiyle mi ölümsüzleştirecekler? Aşıklar birbirlerine kalpleri yerine beyinlerini mi verecek?

Beni bütün aklınla sev mi diyeceğiz sevgilimize?

Göreceğiz...


Dr. Ayşegül Sütçü Yıldırım